Van’ın Çatak ilçesi Çataksuyu Çayı üzerinde faaliyet yürüten HES’in çevreye ve etrafındaki Alabalık tesisine verdiği zararlara dönük açılan dava sonuçlandı. Mahkeme, HES’in mühürlenmesine ve faaliyetlerine son verilmesine karar verdi. Avukatlar Yılmaz Karay ve Berrin Dinçer karar hukuki bir zafer olarak değerlendiriyor ve kararın bölgede bir ilk niteliği taşıdığı bilgisini paylaşıyor. 

Şenol Balı/Van 

Van’ın Çatak ilçesinde bulunan Çataksuyu Çayı üzerinde 2019 yılında yapımına başlanan ve faaliyete başladığı  günden sonra balık tesislerinde yaşanan balık ölümleri ile çevreye verdiği zararlarla adından söz ettiren  Gökkartallar Enerji Elektrik Üretim Limited Şirketi’ne ait “Saral-3” isimli HES’in faaliyetlerine dönük açılan dava sonuçlandı. Yürütmenin durdurulmasına ilişkin açılan ve uzun süren hukuki  sürecin ardından  Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporunun kriterlere uygun hazırlanmadığını belirten mahkeme, raporu iptal etti. Bu kararın ardından  firma mühürlenerek HES’in faaliyetlerine son verildi .  Bölge için emsal niteliğinde olabilecek  bu kararın çıktığı dava, HES’in birkaç km uzağında ve aynı çay üzerinde kurulan Alabalık Tesisi’nin  işletmecisi Orhan Mantaş tarafından açılmıştı. 

Yıllar süren ve ‘Hukuki bir zafer’ şeklinde tarif edilen söz konusu hukuki süreci ve Doğu Anadolu Bölgesi için emsal niteliğinde olan kararı davanın  avukatları Yılmaz Karay ve Berrin Dinçer ile konuştuk. 

Güntaş ailesinden memleketlerine tarihi vefa örneği Güntaş ailesinden memleketlerine tarihi vefa örneği

Müvekkilleri olan Alabalık Tesisi sahibi Orhan Mantaş’ın talebi üzerine davayı açtıklarını söylüyor avukatlardan Yılmaz Karay. Karay, davayı sadece maddi zararların tanzim edilmesine dönük değil bir bütünen çevreye verdiği zararlar çerçevesinde açtıklarını ifade ediyor. 

"İlkin davayı Alabalık Çiftliği üzerinden açmıştık. Müvekkilimiz çok ciddi zararlar görmüştü, 90 bin ton alabalığı zayi olmuştu. Biz verilen maddi zararın yanı sıra santralin faaliyetleriyle çevreye de zarar verdiğini tespit ederek tazminat dışında ÇED olumlu raporun iptal edilmesine dönük bir dava açtık. İdare Mahkemesi’nde açtığımız dava sonuçlandı. Öncelikle ÇED olumlu kararı iptal edildi. Kararın tebliğ edildiği bir ay boyunca santral faaliyetlerini devam etti ancak sonrasında mühürlenerek çalışmalarına son verildi. Bu karar hepimizi sevindirdi. Bu kararın çevreye zarar veren diğer HES’ler için de bir emsal olmasını diliyoruz. Günümüzde çevreye en fazla zararı veren santrallerin başında Hidroelektrik santralleri geliyor. Bunlar düzenlenen ÇED raporlarına uygun yapılmadığı için inşaatları ve zemin etütü sırasında yapılan işlemler çevreye büyük zararlar veriyor."

Av. Karay: İzinlerin  çoğu coğrafi veya çevresel etmenler göz önünde bulundurulmadan veriliyor 

Karay, yaptıkları araştırma neticesinde ilgili kurum olan İklim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED raporunu askıya çıkarmadığını belirtiyor ve şu sözlere yer veriyor: “Bu aslında raporun usulsüz olduğu için toplumdan habersiz alelacele yapılan bir işlem olduğunu gösteriyordu. Danıştay söz konusu ilgili bakanlığın ÇED raporunu askıya çıkarmadığı için sadece internet sitesinde yayınladığını vurgulayarak davamızın yeniden görülmesini ve süreden verilen ret kararını bozdu. Yerel Mahkeme Danıştay’ın kararına uyarak davanın süresinde olduğunu kabul ederek davada işin esasına geçildi ve mahkeme yerinde keşif yapılması yönünde ara karar çıkarttı. Hukuk, ÇED raporlarının usul ve yasalara uygun hazırlanıp hazırlanmadığı  konusunda ön plana çıkıyor. Bir firma santral kurmak istiyorsa ilkin EPDK’dan izin almak zorunda. Bu izinlerin hukuka uygun alınıp alınmadığı konusunda da hukuk devreye giriyor. Buradaki izinlerin çoğu coğrafi veya çevresel etmenler göz önünde bulundurulmadan veriliyor. ‘’

"Doğal yaşam için bile yeterli olmayan su önü kesilerek santralde  tutuluyor"

HES faaliyetleri sırasında can suyunun çevredeki canlı yaşam için vazgeçilemez olduğunu belirten Karay,  devamında HES’in bölgedeki zararlarından söz ediyor; 
"Planlanan bütün HES’ler için asıl kritik konu can suyu. Suyun ne kadar kullanılacağı, oradaki sucul canlıların ve ekosistemin nasıl etkileneceği konularındaki sonuçların vurgulanması gerekiyor. Günümüzde yapılan HES’ler can suyu dönemsel veriliyor. Halbuki kendi davamızdan örnek vermek gerekirse Çataksuyu Deresi üzerinde kurulan HES, su debisinin yetersiz olmasından kaynaklı bir enerji üretimi de yapamıyor. Bu debiye göre nasıl bir ticari faaliyete girdiğini anlamak da mümkün değil. Oradaki can suyu aylara bölündüğünde debisinin 0.5’in de altına düştüğü görülebilmektedir. Zaten elde ettiğimiz bilirkişi raporunda da bu vurgulandı. Bir nevi doğal yaşam için bile yeterli olmayan su önü kesilerek, cebri borularla santrale aktarılıyor ve burada tutuluyor. Böyle olunca dere yatağındaki su tamamıyla kesiliyor. Devamında dere tamamıyla kuruyor. Bu açıdan büyük bir tahribat ortaya çıkıyor. Balıkların yaşamı tehlikeye giriyor, ağaçlar kuruyor, bitki örtüsü ve iklim sistemi bile değişiyor. Otlar da yeşermiyor ve kurak bir hale geliyor. Oradaki flora ve fuana da zarar görüyor."

"Bu bir hukuki zafer ve bölge için bir ilk teşkil ediyor" 

Alınan kararı ‘Hukuki bir zafer’ şeklinde nitelendiren Karay, bu kararın  bölge için bir ilk teşkil ettiğini sözlerine ekliyor. Karay, şu ifadelere yer veriyor: "Bu bir hukuki zaferdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kurulan veya kurulmak istenen HES’ler açısından bir ilk teşkil ediyor. Bu , bölgede iptal edilen ilk ÇED raporu özelliği taşıyor. Birçok ÇED kararının iptal edilme durumu mevcuttur ancak bizim insanlar bu konudaki hassasiyetlerini ön plana çıkarmıyor çok. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın yaklaşımında oldukları için bu yönlü yasal yollara çok başvurmuyorlar. Biz dava da açsak mahkeme onlardan yana olur şeklinde bir duruş içerisindeler. Ancak hala yargı sisteminde yer alan çok cesur ve adaletli hakimlerimiz var. Elimizden geleni yaparsak sonuç alabileceğimizi veya toplumsal bir kamoyu oluşturabileceğimizi bilmemiz gerekiyor. Bu açıdan bu kararı veren hakimlere de teşekkür etmek lazım adilce bir karar verdikleri için. Bu kararla şu sonucu çıkarabiliriz; Yapılan hukuksuzlukları hukuki süreçlere başvurarak giderebileceğimizi, bir sonuca ulaşabileceğimizi bilmeleri gerekiyor toplumun."

Av. Dinçer: Sadece HES’lin inşası değil faaliyetleri de denetilmeli 

Bir diğer avukat Berrin Dinçer ise yaptığı değerlendirmede daha çok izlenecek yöntemler hakkında bazı bilgilendirmelerde bulunuyor. Dinçer  faaliyetlerin, DSİ ve şirketler arasında yapılan Su Kullanım Hakkı Anlaşması’nda söz konusu şirketlerin yükümlülüğünün arttırılması gerektiğini vurguluyor. 

"HES yapılacak alanlarda bütüncül havza esaslı analize dayalı planlamalar yapılmalı. Bunu yaparken değişik meslek disiplinleri, yerel yönetimler  ve sektörel temsilcilerin de dahil olarak  bunu sosyal sorumluluk bilinciyle yapması gerekiyor. Sonuç olarak çevremiz sadece kişiye veya devlete ait değildir. Bu yüzden akarsuların yapısı ve debileri hesaplanmalı ve faaliyetin oradaki canlıları ve insan yaşamına olacak etkileri de göz önünde bulundurarak buna göre hareket edilmelidir. En önemli başka husus ise projeler hazırlanırken yerel halkın görüşü alınmalıdır. Neticede HES’lerde ortaya çıkan faaliyetlerden en çok yerel halk etkilenmektedir. Çevrenin kendisi, yerel halkın yaşamı ve ekonomik uğraşları bu süreçten doğrudan etkilenmektedir. Denetimler bütüncül olmalı. Sadece HES’lin inşası değil faaliyetleri de denetilmeli. Su debisi, çevre etkisi kontrol edilmeli ve bu doğrultuda gerekli önlemler alınmalı. Yine HES projesinden etkilenebilecek olan tarihi, kültürel ve doğal varlıkların belirlenerek bölgenin kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarına da bildirilmesi gerekiyor. Yine . İleriki safhalarda hidrolojik, jeolojik, teknik, çevresel ve sosyal olarak meydana gelecek zararların yükümlülükleri söz konusu şirketlere yüklenerek şirketlerin caydırıcılığı ve işe olan sorumluluklarının arttırılması gerekiyor."