Dersim'de 2019 yılında 499 kişiyle yüz yüze yapılan anketlerin sonuçlarını paylaşan akademisyenler Sedat Acar ve Bayram Güneş ile Dersim’in neden mutsuz olduğunu konuştuk.

Orhan Kurul/Dersim 

Munzur Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenler Dr. Öğretim Üyesi Sedat Acar ve Dr. Öğretim Üyesi Bayram Güneş, "Dersim’in mutsuzluğu" üzerine bir çalışma yaptı. 2019 yılında 499 kişiyle yüz yüze yapılan anketlerin sonuçlarını paylaşan Acar ve Güneş ile Dersim’in neden mutsuz olduğunu konuştuk. Sorularımızı birlikte yanıtlayan Acar ve Güneş, hakim ideoloji ve kimliklerden uzaklaşmanın mutsuzluk getirdiğini söyledi.

Dersim'in mutsuzluğunu çalışma fikri nasıl gelişti?

İl düzeyindeki ilk Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nı 2013 yılında yayınlayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dersim’i mutluluğu en düşük il olarak açıkladı. TÜİK anketi Dersim’in mutsuzluğuna dair bazı genel gözlemler yapmamızı sağlıyordu. Gelir, sağlık, sosyal hayat ve devlet hizmetleri gibi alanlardan duyulan memnuniyetsizlik kadar siyasi görüş, din, memleket ve işsizlik kaynaklı toplumsal baskının çok yüksek olduğu dikkat çekmekteydi. Tüm bunlara rağmen, anket kişilerin gelir ve servet durumları, sosyo-ekonomik statüleri, ideolojik tutumları, dini ve etnik aidiyetleri, anadilleri, siyasi parti tercihleri ve devlet kurumlarına duydukları güven gibi ayrıntıları yakalamamıza izin vermiyordu. Bu eksiklikleri gidermek üzere mutluluk ve yaşam memnuniyeti temalı kendi saha çalışmamızı yaptık. Bu kapsamda, 2019 yılında Dersim şehir merkezinde 499 kişiye anket uyguladık.

Zaman zaman çeşitli haber sitelerinde “en mutsuz kentler belli oldu” diye haberler gündem oluyor. Bu haberlerde de hep Dersim en mutsuz kent diye belirtiliyor. Her yıl böyle bir çalışma yapılıyor mu?

Hayır. TÜİK her ne kadar 2003’ten beri her yıl düzenli olarak Yaşam Memnuniyeti Araştırması gerçekleştirse de sadece 2013 yılındaki araştırma il düzeyinde tahmin üretmeye izin vermektedir. Dolayısıyla illerin mutluluğuna ilişkin yapılan haberler, 2013 yılı sonuçlarını yeni bir araştırma gerçekleştirilmiş gibi sunuyor.

221991

Dr. Sedat Acar ve Dr. Bayram Güneş

Dr. Sedat Acar (solda) ve Dr. Bayram Güneş | Fotoğraflar Acar ve Güneş'in kişisel arşivlerinden alınmıştır.

"MEMNUNİYET GELİRDEN ETKİLENİYOR"

Araştırmanızda öne çıkan en önemli sonuçlardan biri gelirin mutluluğu önemli ölçüde etkiliyor olduğuydu, ne dersiniz?

Mutluluk için gerekli şartlar kümesi olan yaşam memnuniyeti, yaşam koşulları ve yaşam kalitesinden önemli ölçüde etkilenmektedir. Yaşam kalitesi ise büyük oranda gelir düzeyine bağlıdır. Dersim’e dair ulaştığımız sonucun, başka şehir veya ülke çalışmalarında da doğrulandığını gözlemliyoruz. Diğer taraftan benzer gelire sahip bireylerin farklı mutluluk düzeylerine sahip olabilecekleri vurgulanmalıdır. Örneğin, 2013 yılındaki TÜİK verilerine göre en mutsuz il Dersim ile en mutlu il Sinop’ta aynı gelir tatminine sahip bireylerden Dersim’de olanların daha mutsuz oldukları görülmektedir. Bu durum, mutluluğun gelir ve servet gibi maddi unsurları aşan bir tarafı olduğunu gösterir.

Burayı biraz açabilir misiniz?

Dersim, eskiden beri devlet ile gerilim yaşayan iki kimliğin (Kürtlük ve Alevilik) birleştiği bir coğrafyadır. Geçmişi Osmanlı’ya kadar giden bu gerilimin kırılma noktası devlet tarafından fiziksel şiddetin yoğun biçimde kullanıldığı 1938 tertelesi ile olmuştur. Merkezi otorite 1938 ve sonrasında kışla, okul ve cami gibi kurumlar aracılığı ile Dersim’in sosyolojik yapısında zamana yayılacak bir dönüşüm planlamıştır. Fiziksel şiddet tehdidinin toplum hafızasında kalıcılaşması, vatandaşlık yükümlülüklerinin yerine getirildiği ancak devlet kurumlarına yönelik güvensizliğin devam edeceği bir süreci beraberinde getirmiştir.

Yetmişler, sosyalist ideolojilerin Dersim’de hayat bulduğu yıllar olmuştur. Bugün, sol hareketler kentteki siyasi hayatın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Benzer bir siyasi kompozisyon, Kürt nüfusun yoğun olduğu diğer illerde ortaya çıkmamış ya da kalıcılaşmamıştır. Mutluluk literatürü, gerek kurumlara yönelik yaygın bir güvensizliğin olduğu gerekse birey ve devlet ideolojilerinin skalanın ayrı taraflarına düştüğü durumlarda (sol-sağ) mutsuzluğun arttığını göstermektedir. Son olarak, doksanlı yılların çatışmalı ortamında yaşanan köy boşaltmaları ve göçler ise hem Dersim’in demografik yapısında ikinci bir dönüşüme sebep olmuş hem de bahsedilen gerilimi canlı tutmuştur. Özetle Kürtlük, Alevilik ve solculuk biçimindeki kesişimselliğin Dersim’deki mutsuzluğu beslediği söylenebilir.

Verilerimiz, Dersim özelinde, Türkiye’deki hâkim ideoloji ve kimliklerden uzaklaşmanın mutsuzluk getirdiğine işaret etmektedir. Örneğin milliyetçi/ülkücü ve/veya İslamcı ideolojiyi benimseyenlerin sosyalist ideolojileri benimseyenlerden daha mutlu oldukları görülmektedir. Benzer bir karşıtlık etnik ve dini aidiyetlerde de ortaya çıkmaktadır. Kendini Sünni ve/veya Türk olarak tanımlayanlar, Alevi ve/veya Kürt olarak tanımlayanlara göre daha mutlular.

"DERSİM'İ MEMUR KENTİ OLARAK ADLANDIRABİLİRİZ"

Kürt-Alevi kimliği ve sol ideolojinin yaygın olduğu Dersim’de, Türkiye’nin hâkim ideoloji ve kimliklerini temsil eden toplumsal kesimler kimler?

TÜİK’e göre Dersim nüfusunun yüzde 27’lik kısmı Dersim kütüğüne kayıtlı olmayanlardan oluşuyor. Bunların büyük bir kısmı da memur aileleri ve öğrencilerden oluşuyor. Dersim’de ekonomik aktivite çok sınırlı olduğu için göçle gelen bir işçi kitlesinden bahsetmek pek mümkün değil.

Sosyal Güvenlik Kurumu verileri Dersim’de aktif çalışanlar içerisinde memurların yüzde 52’lik bir ağırlığa sahip olduğunu gösteriyor. Bu oran Türkiye geneli için sadece yüzde 14. Bu açıdan, Dersim’i bir memur kenti olarak adlandırmak mümkün. Dersimli olmayan memurların büyük bir kısmı güvenlik personelinden oluşuyor.  

Kentte, nüfusun önemli bir kısmının da üniversite öğrencilerinden oluştuğunu belirtmiştik. Öğrenci profili dikkate alındığında, Munzur Üniversitesi’nin bir bölge üniversitesi olarak adlandırılması mümkün. Büyük çoğunluğu çevre illerden gelen bu kesimin, gelir düzeyleri ve ideolojik-politik tutumları da geldikleri bölgeninki ile paralellik gösteriyor.

Araştırmamızın veri toplama aşamasında, Sünni-Türk kimliğine mensup olan ve milliyetçi-muhafazâkar ideolojileri benimseyen kesimler ile çoğunlukla bu bölgenin gençlerinden oluşan öğrencilerin temsil edilmesine özen gösterildi.

Araştırmanızda, merkez ve sağ partilere oy verenlerin daha mutlu olduğu şeklinde bir bulgu var, bunu da biraz konuşsak…

Dersim’de sağ partilere oy verenlerde mutluluğu olumlu etkileyen bir kesişimselliğin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu bireyler, resmî ideolojiye yakın durmakta, devlet kurumlarına daha fazla güven duymakta ve Dersim’de kendilerini daha güvende hissetmektedirler. Ancak, daha da önemlisi bu kesimlerin gelir düzeylerinin görece yüksek olduğu, daha az maddi yoksunluk çektikleri, daha az borçlu oldukları ya da borçlarını ödemekte çok zorlanmadıkları görülmektedir. Örneklemimiz dikkate alındığında, Dersimli olmayanların gelirinin Dersimlilerden yüzde 38 daha fazla olduğu, güvenlik personelinin örneklemden çıkarıldığı durumda ise bu farkın yüzde 1’e indiği saptanmıştır. Başka bir açıdan, ortalama bir AKP-MHP-İYİP seçmeninin CHP seçmeninden yüzde 30, HDP seçmeninden ise yüzde 79 daha fazla hane gelirine sahip olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlar, ideolojik-politik ayrışmaya ekonomik alanın da dahil olduğunu göstermektedir. Sağ ideolojiye yakın ve sağ partilere oy veren bireylerin yaşça genç ve görece yüksek gelirli olmaları, daha iyi bir sağlık ve sosyal hayata sahip olmalarını da beraberinde getirmektedir. Kişisel sağlık ve sosyal hayat memnuniyetinin de mutluluğa pozitif katkı sunduğu bilinmektedir.

Bahsettiğiniz türden ekonomik veya politik bir ayrışma/farklılaşma Dersimlilerin kendi içerisinde de var mı? Varsa, bu ayrışma mutluluk üzerinde benzer etkilere sahip mi?

Habertürk, 'Annem karne hediyesi et aldı' haberinin muhabirini kovdu Habertürk, 'Annem karne hediyesi et aldı' haberinin muhabirini kovdu

Dersimlilerin kendi içerisinde de bu alanlar itibariyle daha sınırlı olmakla birlikte bir farklılığın olduğunu söylemek mümkün. Farklılığın ya da eşitsizliğin olduğu durumlarda bunun bireysel mutluluk üzerinde etkileri olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Örneğin üniversite mezunu, gelir düzeyi yüksek, sağlığından, aile ilişkilerinden ve sosyal hayatından memnun olan ortalama bir Dersimli, bu değişkenler itibariyle dezavantajlı olan ortalama bir Dersimliden daha mutlu.

Buna karşın, sadece Dersimlilerden oluşan örneklem dikkate alındığında örneğin farklı dini kimliklerin (Alevi, ateist, deist vb.) bireylerin mutluluk düzeylerini farklılaştırmadığını görüyoruz. Benzer şekilde, bir CHP’li ile HDP’linin mutluluk düzeyi istatistiki olarak farklılaşmıyor. Fakat, parti seçimlerinden bağımsız olarak kendini Türk milletinin veya Müslüman ümmetin bir parçası olarak görmeyen Dersimlilerin, bu aidiyetlere sahip Dersimlilere göre daha mutsuz oldukları görülmektedir. Diğer taraftan, Alevi inancına sahip ancak Aleviliği İslamiyet dışında gören kişilerin, İslamiyet içinde görenlere göre daha mutsuz oldukları ortaya çıkmaktadır. Çarpıcı diğer bir sonuç da evinde birinci dil olarak Kürtçe (Kirmanckî/Zazakî veya Kurmancî) konuşan bireylerin daha mutsuz olduklarıdır.

Burada, Türkiye’deki hâkim ideolojilerin bireylerin mutluluğu üzerindeki belirleyici karakteri bir kez daha kendini hatırlatmaktadır. Bu ideolojilere yakın durmak, merkezi otorite ile kurulan ilişkilerde gerginliği azaltan bir etki ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda, Dersim’de söz konusu ideolojilerin ne ölçüde kabul gördüğünü veya yereldeki kültürel aşınmanın hangi boyutlarda olduğunu göstermek önemli hale geliyor. Dersimli katılımcıların yüzde 42’si kendini Türk milletinin, yüzde 24’ü ise Müslüman ümmetinin bir parçası olarak görmektedir. CHP’li seçmende Türklük ve Müslümanlığı benimseme düzeyi sırasıyla yüzde 67 ve yüzde 38 iken, HDP’lilerde bu oran yüzde 23 ve yüzde 13 düzeyindedir. Dil kullanımına bakıldığında evlerde birinci dil olarak Kürtçe konuşanların oranının yalnızca yüzde 19 olduğu görülüyor. Halbuki bir önceki nesilde bu oran yüzde 50 düzeyinde.  

Dersim’de kentlileşme ve artan okullaşma oranı “aydın-çağdaş Dersimli” profiline katkı sunduğu kadar bahsi edilen kültürel erozyonu hızlandırıcı bir etki de ortaya çıkarmıştır. Dersimlilerde eğitim düzeyi arttıkça Kürtçe kullanımının azaldığı görülmektedir. Nitekim, lise-altı mezuniyete sahip Dersimlilerde Kürtçeyi hanesinde ilk dil olarak kullananların oranı yüzde 32 iken lise, lisans ve lisansüstü mezunlarında sırasıyla yüzde 19, yüzde 13 ve yüzde 11’dir. Yine, lise-altı mezunlarda kendini Türk milletinin parçası olarak görenlerin oranı yüzde 34 iken lisans mezunlarında bu oran yüzde 47’ye çıkmaktadır. Benzer şekilde, Dersim’de hâkim kimlik olarak Aleviliğin eğitim arttıkça daha az sahiplenildiği görülmüştür. Örneğin, lise-altı mezunlarda dini kimliğini Alevilik olarak tanımlayanların oranı yüzde 95 iken lisans mezunlarında bu oran yüzde 82’ye düşmektedir. Her ne kadar artan eğitim düzeyi, anadil kullanımında bir azalma ve Türklüğe aidiyet hissinde bir artışa yol açsa da İslamiyet’e aidiyet hissinde bir değişim yaratmamaktadır. Dersim’de artan eğitimle beraber Alevi kimliğinden uzaklaşmanın, İslamiyet’le daha fazla bağ kurmak anlamına gelmediğini görüyoruz. Burada, ateizm ve deizm gibi dini kimliklere bir yönelme söz konusu olmaktadır.

Verileriniz, Dersimlilerde vergi ödeme eğiliminin Dersimli olmayanlara göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Dersimlinin vergi ödeme motivasyonunu da devletle olan ilişkilerinde bir tür gerilimi azaltma isteği olarak mı düşünüyorsunuz?

Ankette katılımcıların vergi ahlakını ölçmek üzere “Sizce fırsat bulunduğunda vergi kaçırmak ne kadar doğru/haklı görülebilir?” sorusunu yönelttik. Aldığımız yanıtlar ideolojileri veya parti tercihleri ne olursa olsun, Dersimlilerin vergi ahlakının (10 üzerinden 8,3) Dersimli olmayanlara göre (10 üzerinden 6,2) yüksek olduğunu gösteriyor. Bu sonuç, daha önce Dersim’de vergi ahlakını incelediğimiz çalışmamızın sonuçlarıyla uyumlu görünüyor. Elde ettiğimiz sonuçlardan ilki, Dersimlilerde vergi ödemeyi bir yurttaşlık ödevi olarak görme eğiliminin yaygın olduğu, bu yurttaşlık bilincinin büyük ölçüde Alevilik öğretisi ve eğitimli bireyler olmakla ilişkilendirildiğiydi. İkinci olarak, Dersimliler vergiye yönelik olumlu tutum sergilese de Türkiye’de vergilerin sınıfsal ve bölgesel açıdan adil dağılmadığını, vergi yüklerinin yüksek olduğunu ve toplanan vergilerin etkin kullanılmadığını düşünmekteydi. Söz konusu çalışmamızda, mükelleflerin yüzde 62’si vergisini gönüllü olarak ödemediğini, yüzde 79’u ise ceza almama durumunda daha az vergi ödemek istediklerini belirtmişlerdi. Bu sonuçlar birlikte düşünüldüğünde, Dersimde büyük oranda kollektif hafıza tarafından biçimlenen birey-devlet ilişkilerinin vergi ödeme davranışı üzerinde de etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Dersimli, varlığını devlet karşısında tehlikeye atmadan, Türkiye’deki vergi sistemine güven duymasa da vergisini düzenli ödeyerek bir tür “hayatta kalma” ve “uyum sağlama” stratejisi geliştiriyor gibi görünmektedir.

Çalışmanızın dikkat çekici yönlerinden biri de işverenin mutsuz olduğu yönündeki bulgularınızdır? Bu sonuç beklentilere pek uymuyor, ne dersiniz?

Çalışmamızda en az bir ücretli işçi çalıştıran işyeri sahibine işveren dedik. Dersim’de ekonomik faaliyet ağırlıklı olarak küçük esnafın başını çektiği perakende ticaret ve yiyecek-içecek hizmeti veren işletmelerce yürütülüyor. Bunların yaklaşık üçte biri 1, diğer üçte biri ise yalnızca 2-3 kişiden oluşan mikro ölçekli işletmeler. Verilerimiz, Dersim’de, büyük bir kısmı küçük esnaf olan işverenlerin ortalama hane gelirinin güvenlik personelinin hane gelirinden yüzde 48, güvenlik personeli harici memurların hane gelirinden ise yüzde 33 düşük olduğunu ortaya koyuyor. Ortalama bir küçük esnafın hane geliri işçinin hane geliri ile aynı düzeyde. Tabii, buradan işverenin mutsuzluğunu açıklayan tek değişkenin gelir olduğu sonucu çıkarılmamalı. İşveren kimliğiyle birlikte bu toplumsal sınıfın mutluluk algısı Dersim’deki sosyo-politik faktörler tarafından da şekillenmektedir. Örneğin, Türkiye’nin ne ölçüde demokratik yönetildiğine ilişkin soruyu işverenlerden daha düşük puanlayan (10 üzerinden 0,4) hiçbir toplumsal tabaka bulunmamaktadır.

Dersimliler de Dersimli olmayanlar da gelecekten umutsuz görünüyorlar. Bu sonucu ortaya çıkaran nedenler nelerdir?

Dersimli olsun veya olmasın geleceğe dair umut genel olarak düşük düzeyde olsa da Dersimlilerde umutsuzluk çok daha derin. Anket bize kimlerin görece umutlu olduğu konusunda biraz daha ayrıntı veriyor. Örneğin AKP, MHP ve İYİP gibi partileri destekleyen seçmenin umut düzeyi, HDP seçmeninin umut düzeyinin oldukça yukarısında. Sağ parti seçmeninin büyük kısmı Dersimli olmayan güvenlik personelinden oluşuyor. Diğer taraftan, örneklemimizin önemli bir parçası olan Dersimli olmayan üniversite öğrencilerinde umut düzeyinin düşük olduğu gözlenmektedir. Güvenlik personelinin umut düzeyi, öğrencilere rağmen Dersimli olmayanları bu konuda yukarı taşımaktadır. Ankette bu konuda öne çıkan diğer iki bulgu, kişilerin kendi gelecekleri ile karşılaştırdıklarında Türkiye’nin geleceğinden çok daha umutsuz oldukları ve eğitim ve gelir düzeyi düştükçe umutsuzluğun artması idi.

"DERSİM'DE YAŞIYOR OLMANIN MEMNUNİYETİ GENÇLERDE BİRAZ DAHA DÜŞÜK"

Dersimlilerin mutlu olduğu bir şey yok mu?

Mutluluk karnesine olumlu katkı sunan bazı şeyler de var elbette. Dersimli bireylerin yakın çevreleriyle (aile, akraba, arkadaş vd.) kurdukları ilişkilerden memnun oldukları görülüyor. Dersim’de yaşıyor olmaktan da benzer düzeyde bir memnuniyet var. Ancak, bu memnuniyetin gençlerde biraz daha düşük olduğunu not düşmek gerekir. Yaş düştükçe kentten ayrılma isteği artmaktadır. Benzer şekilde, eğitim düzeyi yüksek olan bireylerin göç etme konusunda daha istekli oldukları görülmektedir. 35 yaş altı nüfusta kentten ayrılmak isteyenlerin oranı yüzde 52 iken 35 yaş üstü olanlarda bu oran yüzde 35’e düşmektedir. Dersim’den ayrılma isteğiyle kentte yaşamaktan duyulan memnuniyetin beraber var olması bir çelişki gibi algılanabilir. Özellikle genç ve eğitimli kesim düşünüldüğünde, yetersiz sosyal yaşam ve kısıtlı istihdam seçeneklerinin ayrılma isteği yarattığı görülmektedir. Buna karşın, Kürt Alevi kimliğine sahip bireylerin “kendi mahallesinde” bulunuyor olmaktan memnun olduğu söylenebilir. Nitekim, kendini Müslüman olarak tanımlayan Dersimlilerde başka şehirde yaşama isteği yüzde 53 iken Müslüman olarak tanımlamayanlarda yüzde 38’dir.  

Dersim’de 35 yaş altı ve üstü yaş gruplarında başka bir ülkede yaşama isteği ise sırasıyla yüzde 88 ve yüzde 69’dur. Dersimdeki ekonomik ve sosyal yaşam koşullarındaki sorunlara Türkiye’nin demokrasi standartlarındaki yetersizlikler eklendiğinde başka bir ülkede yaşama isteğinin her yaş grubunda daha yüksek olması anlaşılır olmaktadır.

Kaynak: Evrensel Gazetesi 

Fotoğraf: Serhat Ozan Yıldırım/DHA