“Türkiye’de Sinema Sansürünün Tarihi” adlı üç ciltlik kitabı hazırlayanlardan biri olan Doç. Dr. Ali Karadoğan, “Sansür günümüzde sürüyor olsa da iyi sinemanın ve sinemacının önünde durabileceğini düşünmüyorum” dedi.

Hivda Tekkaynar/Dersim 

Başörtüsü teklifi AKP-MHP oylarıyla kabul edildi Başörtüsü teklifi AKP-MHP oylarıyla kabul edildi

Sansür Karar Defterleri aracılığıyla hazırlanan “Türkiye’de Sinema Sansürünün Tarihi” adlı üç ciltlik eser okuyucuyla buluştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Doç. Dr. Ali Karadoğan ile Prof. Dr. Semire Ruken Öztürk öncülüğündeki ekip tarafından iki yıl süren bir çalışma ile Telif Hakları Genel Müdürlüğü arşivlerinde korunan Sansür Karar Defterlerindeki yaklaşık 96 defter ile 26 bin sansür kararı incelenerek hazırlandı. Kitabı hazırlayanlardan Doç. Dr. Ali Karadoğan ile konuştuk.

IMG-20220804-WA0017

Ali Karadoğan Kimdir?

Yaklaşık 20 yıldır akademisyenim. Daha önce Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çalışıyordum. Son iki yıldır da Munzur Üniversitesi'ndeyim. Temel uğraş alanım da sinema.

“Türkiye'de Sinema Sansürünün Tarihi” adlı kitabınızda neden sadece belirli yılları anlatmayı tercih ettiniz?

 “Türkiye'de Sinema Sansürünün Tarihi” 1932 ve 1988 yılları arasını kapsayan bir çalışma.  Sansür Karar Defteri üzerine yapılan bir inceleme. Bu deftere baktığımızda sansür kurullarının Türkiye'de sansürü uygularken aldığı kararlar ve imzaladığı tutanaklar var. Toplam 96 defter var, 4’ü sinemayla çok yakından ilgili. Bu defterlerde 1947’den 1988’e kadar olan kararlar mevcut. Defterde, sansüre başvuran filmlerin kabul aldığı, reddedildiği ya da şartlı kabul verildiği kararların yazıldığı ıslak imzayla imzalandığı tutanakların olduğu görülüyor.

1947’den başlıyorsa niye 1932 var? Biz elimizde kararlar olmamasına rağmen çeşitli filmlere ait dosyalardaki 47’den önceki yıllara ait bulabildiğimiz 580 küsur kararda derledik. Oradan da 32 ile 47 arasında tamamlamaya çalıştık. Bu tarihler arasına ait defter yok elimizde. Sadece o defterler için alınmış, tutulmuş kararların suretleri mevcut ve bir de kurumlar arası yazışmalar var.

Eser 1932-1988 yılları arasını kapsıyor. 1988’den sonra sansür kararları tutulmamış mı?

Son defter 1988 yılını kapsıyordu. 1988 sonrasından günümüze kadar sansürü takip etmek için o dönemde neler olduğuna dair kaynaklara, internetten pek çok bilgiye ulaşmak mümkün. Umarız başka araştırmacılar da 88 sonrası için çalışmalar yaparlar. Bu incelemelere dayanarak sansürlerin hangi gerekçelerle yapıldığı söylenebilir? Bu defterlerde çalışmayı yaparken herhangi bir kararın, herhangi bir maddesini atamadık. Yani eğer bir film kabul ediliyorsa hiçbir sorun yok. O geçiyor zaten. Eğer bir film kabul kararı almamışsa ya şartlı olarak kabul ediliyor ya da reddediliyor.

Şartlı olarak kabul etmek ne demek?

Filmle ilgili birtakım koşulların ileri sürülmesi. Yani şunları şunları çıkarırsanız, değiştirirseniz ya da şuraya şöyle bir şey eklerseniz, şu cümleyi çıkarırsan, şu sözü söyletmezseniz gibi koşulların olduğu ya da filmlerin içerisinde politik olarak hani sorunlu yönlerin çıkarılmasıyla ilgili. Mesela cinsellik en büyük hani sansür gerekçelerinden biri. Yani en çok genel ahlak üzerine eski deyimle, cinsellik ve toplumsal cinsiyet üzerine, müstehcenlik ve kadın bedeni üzerine sansür örneklerini görüyoruz. Komünizm korkusu, Kürtler, devletin eleştirilmesi gibi konuların yanı sıra ahlak ve cinsellikte temel sansür alanı oluşturuyor.

Yıllara göre sansür gerekçelerinde nasıl değişimler olmuş. Mesela 1950’lerdeki sansür gerekçeleri ile 80’ler arasında nasıl farklar var?

Her dönemde ortak olan konular var. 1950’lerde de 1980’lerde de komünizm korkusu, millî duygular, genel ahlak başlığı altında her tür çıplaklık ve sevişme sahneleri gibi. Ama 1970’lerin sonu 1980’lerin başıyla birlikte pornografik imgelerin daha çok dolaşıma girmesi bu yönde kararları da öne çıkarıyor. 1950-1960’larda daha ayrıntılı ve çeşitli kararlar var. Bu dönemlerde sansür kurullarının trafik kurallarıyla ilgili kararları bile var. Eşcinsellik hakkında da 50’lerde 60’larda daha az görünürlük varken 80’lere Bülent Ersoy’un damga vurduğunu görüyoruz. 80’lerde belki sansürün kapsamı daralıyor gibi görülebilir ama şiddeti artıyor.

Bu kitabın bir film/video çalışması yapılacak mı?

Çok düşünmedik. Sansürle ilgili yapılmış belgeseller var. Sansürlü ve sansürsüz halini saptamak çok zor. Film ilk haliyle korunmamış olabiliyor. Örneğin Yılmaz Güney’in Sürü filmi pek çok gerekçe öne sürülerek değiştirilmiştir. Ahlakla ideolojiyle, devletle ilgili ters gördükleri her şeyi sansürlemişlerdir. Yılmaz Güney’in çok sansürlendiğini düşünürüz ama ondan daha çok sansürlenen yönetmenler vardır. Sansürü hep politik sebeplerle düşünüyoruz ama baktığımızda öyle olmadığını da görüyoruz. Genel ahlak, cinsellik konuları çok geniş…

Sansürün şu anki durumu nedir?

Sansür hep sürer. Kalkma durumu yoktur. Geçmişte o filmi sansürlendiğinde dolaşıma sokamıyordunuz. Şu an öyle bir durum yok. Sadece ticari dolaşıma sokamazsınız. Günümüzde Sansür Kurulu diye bir kurul yok. Sadece yaş sınırı koyuluyor. Yapımcı hiçbir zaman yaş sınırının yükselmesini istemez. Politik olarak da hoşlanılmayan filmler sansüre uğrar. Burada da Çin’de de modern ülkelerde de sansürlenir. Artık o yaş sınırını koymaktan yana dünya. Sansür de demiyorlar kontrol ve denetleme adı altında.

Son olarak okurlara bir çağrınız var mı?

Kitap online olarak erişime açık. Herkes kendi mevzusundan baktı. Sansür sadece o kitapta varmış gibi davranıldı. Din, siyaset, azınlıklar, kadın meseleleri, kim hangi açıdan bakarsa o konuda bir bilgi bulabilir. Bununla ilgili başka şeyler de yapacağız. Çünkü ülkenin kültür tarihinin bir parçası bu. Yasaklar ve sansürler de kültürün bir parçası. Yol filminde at öldürülme sahnesi olduğu için insan hakları savunucularının itirazı oldu. Yönetmen ve oyuncuları çağırıp sormuşlar bunu. Yurt dışından bir yönetmenin sansürün kaldırılmasıyla ilgili Atatürk’e mektubu var. Bu mektup kitapta mevcut. Sansürün en önemli sorunu sanatçının fark etmeden bir oto sansür mekanizması geliştiriyor olması. Diğer ülkelerde endüstri, sansür mekanizmasını kendi içinde sivil şekilde örgütler. Bizde devletin işin içinde olması sorun oluşturur. Endüstrinin kendi kendini denetlemesi daha farklı şekilde işler. Sinemayı iyi yapmaya odaklandığımızda her şeyin iyi olacağını düşünüyorum. Bu açıdan da önemli bir genç kuşak olduğunu düşünüyorum.