Türkiye’de yayımlanan her iki haberden biri yalansa gazetecilik bitmiş demektir.

Süleyman İrvan

Öncelikle bazı kavramlara açıklık getirelim. Daha önce kendi blogumda yazdığım bir yazıda “yalan haber”, “yanlış haber” ve “yalanlanan haber” kavramlarına açıklık getirmeye çalışmıştım.

Nedir yalan haber? En basit biçimde tanımlarsak, gerçek gibi görünen, bilinçli olarak çarpıtılmış veya tamamen uydurulmuş, teyit edilebilir bilgilere dayanmayan haberlere yalan haber diyoruz. Hatta gazetecilik diliyle söylersek, yalan haber asparagas haberdir. Bu haberlerin gerçekle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Gazetecilik etiği çerçevesinde bakarsak da yalan haber asla onay gören bir habercilik değildir. Hatta, yalan haber gazeteciliğin en büyük günahıdır bile denebilir. Gazeteci bile bile yalan haber yapmaz, yaparsa ona gazetecilik denmez. Umarım yeterince anlatabilmişimdir.

Yanlış habere gelirsek, şunları söyleyebiliriz. Yanlış haber, haberin unsurlarının yeterince araştırılmaması, kontrol sürecinin aceleye getirilmesi gibi nedenlerden dolayı içinde yanlışlar barındıran haberdir diyebiliriz. Bu haberlerde muhabirin kasıtsız olarak yanlış yaptığını (ve bu yanlışın editoryal kontrol sürecince fark edilmediğini) kabul etmemiz gerekir. Asıl niyet doğru haber yapmaktır ama bir sürü nedenden dolayı yanlış bir haber yapabilir gazeteci. Gazetecilik etik kodları da bunu öngörmüştür. Nitekim örneğin Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde, “Gazeteci, yayınlarıyla ilgili her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle ve gerektiğinde özür dilemekle yükümlüdür” der. Yani gazetecinin tıpkı diğer meslek sahipleri gibi yanlış yapabileceği öngörülür.

Bir de yalanlanan haber meselesi var. Gazetecilerin özellikle eleştirel nitelikli haberlerinde sıklıkla başlarına gelen bir durumdur bu. Siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları, velhasıl olumsuzluk içeren haberlere konu olan çoğu insan, haberler doğru olsa da genelde yalanlama yoluna gider. Bu tür yalanlamaları neredeyse her gün görürüz medyada. Bu yalanlanan haberlerden bir kısmı gerçekten yalan ya da yanlış olabilir ama doğru da olabilir. Eğer gazetecinin elinde haberin doğruluğu konusunda yeterince güçlü kanıtlar varsa haberinin arkasında durabilir, aksi takdirde doğru haber bile zedelenmiş hale gelir. Kanıtlayamadığınız haber başınızı ağrıtır.

Türkiye’de yayımlanan her iki haberden biri yalan!

Nereden çıktı bu iddia? Önce buna açıklık getireyim. Her yıl gazetecilik alanında yaptığı dijital haber raporlarıyla ünlenen Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü, 2018 yılında yayımladığı raporunda, farklı kıtalardaki 37 ülkede uyguladığı bir anketin sonuçlarını paylaştı. 37 ülkeden biri de Türkiye idi. Bu ankette birçok sorunun yanında oldukça ilginç bir soru da sorulmuştu: “Son bir hafta içinde ticari veya politik nedenlerle tamamen uydurma bir haberle karşılaştınız mı?” Tekrar ediyorum. Araştırmada ankete katılanlara, son bir hafta içerisinde uydurma yani yalan bir haberle karşılaşıp karşılaşmadıkları sorulmuştu. Bu soruyu bugün tekrar sorsak, sanırım buna hayır diyen neredeyse hiç çıkmayacaktır. Araştırmadan elde edilen bulgularla oluşturulan grafiğe göre, Türkiye yüzde 49 oranıyla ilk sırada yer alıyordu.

Bahçeli Sinan Ateş sorusuna kızdı, gazeteciler iteklendi Bahçeli Sinan Ateş sorusuna kızdı, gazeteciler iteklendi

Haliyle rapora ilişkin haberlerde bu bulgu ön plana çıktı. Journo, “Reuters raporu: Türkiye yalan haber ve dezenformasyonda zirvede” başlığını kullandı. Euronews Türkçe, “Türkiye sahte haber ve dezenformasyonda zirveye oturdu” diye verdi raporu. Diken, “Oxford araştırmasına Türkiye ‘damga’ vurdu: Yalan haber ve otosansürde zirve” başlığını attığı haberinin girişinde, “Oxford Üniversitesi’nin araştırmasında en fazla uydurma habere Türkiye’de rastlandığı ortaya çıktı. Türkiye’den katılımcıların yüzde 49’u ‘siyasi veya ticari sebeplerle tamamen uydurma haberler’le karşılaştığını söyledi” ifadelerine yer vermişti. 

En sorunlu başlığı Gazete Duvar atmıştı: “Türkiye yalan haberde ilk sırada!” Haberin spotunda, “Haberlerin yüzde 49’u sorunlu” ifadesi kullanılmıştı. 

Post-truth toplumu: İnsanlar kendi görüşlerine yakın haber platformlarını takip ediyor, kendi görüşlerini pekiştiren haberlere inanıyorlar

Akademisyenler Doç. Dr. Suncem Koçer ve Doç. Dr. Çiğdem Bozdağ, 2019 yılında Reuters Enstitüsü’nün bu araştırmasından hareketle “Türkiye’de sosyal medya ve yalan haber” konulu bir saha araştırması gerçekleştirdiler. Araştırmanın detaylarını NewsLabTurkey için kaleme alan Suncem Koçer, şunları ifade ediyordu: “Reuters’in araştırmasına Türkiye’den katılan her iki kişiden biri sosyal medyada yalan haberle karşılaştığını söylüyor. Yerel seçimler öncesi ve sonrasında sosyal medyada yanlış bilgi ve uydurma haberler hızla yayılmaya devam ediyor. Peki sosyal medya kullanıcıları bu içerikleri nasıl değerlendiriyor, bir haberin doğruluğunu tahlil ederken hangi yöntemleri kullanıyor, haber paylaşımlarını nasıl şekillendiriyorlar? Haber deyince kime neden güveniyorlar ya da güvenmiyorlar?… Farklı sosyoekonomik statü gruplarından gelen araştırma katılımcıları sosyal medyada kendi görüşlerine yakın haber platformları ile gazetecileri takip ettiklerini ve yine kendi görüşlerine yakın haberlere inandıklarını belirttiler…Çarpıcı olan, katılımcıların haber olgusuna kategorik olarak duydukları güvensizlik…Özneler uydurma ve çarpıtılmış haberlerden şikâyet ederken esasında hiçbir haber kaynağına güvenlerinin olmadığını ifade ediyorlar. Bir haberin doğru olup olmadığını nasıl anlarsınız sorusuna verilen yanıt ‘farklı kaynaklara bakarım’ olsa da pek çok özne doğruluğundan yüzde yüz emin olmasa da kendi görüşüne yakın kaynakların sunduğu anlatıyı kabul ediyor…”

2018 raporu tekrar tekrar gündeme geliyor

Açıkçası 2018 yılında açıklanan Reuters Enstitüsü Raporu’na o yıl iktidara yakın medya yer verdi mi emin değilim. Ben en azından ne Hürriyet’te, ne Milliyet’te, ne Sabah’ta, ne de diğer gazetelerde bu raporla ilgili bir habere rastlayabildim. Ancak ne olduysa oldu, sanırım 2020 yılından itibaren bu rapordaki Türkiye verileri tekrar tekrar gündeme gelmeye başladı. Örneğin, 2020 yılında Beyaz TV’deki bir programda Osman Gökçek rapora atıf yaparak, “Bir ülkede çıkan haberlerin yüzde 49’u yalan olur mu? Neye inanacağız biz? Yani 2 haberden biri yalan…” diyordu. Bu ifadelerdeki bilgilerin doğruluğunu irdeleyen doğrulama platformu Malumatfuruş, “Osman Gökçek’in yalan habere dair yorumları hatalı…Grafik Türkiye’de üretilen yalan haber oranını değil, ankette ‘geçen hafta en az bir yalan haberle karşılaştım’ cevabı verenlerin oranını gösteriyor. Araştırmaya Türkiye’den katılan katılımcıların % 49’u son dönemde yalan habere maruz kaldıklarını belirtmişti. Bu veri, yalan haber üretimini değil yalan habere maruziyet algısını ortaya koyabilir” diye açıklamıştı.

Araştırma, yalan haber oranını göstermiyor 

Evet tam da buydu. Araştırma, yapılan haberlerin ne kadarının yalan haber olduğunu göstermiyordu. Zaten göstermesi de mümkün değildi. Neden? Çünkü Türkiye’de yayımlanan haberlerin ne kadarının doğru ne kadarının yalan olduğunu ortaya koyabilmeniz için okurlara değil haberlere bakmanız, haberlerin içeriğini analiz etmeniz lazım.

Ayrıca, yapılan haberlerin yarısının yalan olduğunu söylemek, Türkiye’de haber yapan ajanslara, medya kuruluşlarına, gazetecilere hakaret. Türkiye’de haber üretimi denince ilk akla gelen, haber ajanslarıdır. Anadolu Ajansı’dır (AA), İhlas Haber Ajansı’dır (İHA), Demirören Haber Ajansı’dır (DHA), ANKA Haber Ajansı’dır. Bu ajanslar günde ortalama 4 bin kadar haber üretiyor. Bu rakama diğer küçük ajanslarla medya kuruluşlarının ürettiği haberleri de ekleyip 5 bin haber üretiliyor diyelim. Bu durumda her gün 2 bin 500 yalan haber dolaşıma giriyor diyebilir miyiz? Bence diyemeyiz. Bunu ne ajanslar, ne medya kuruluşları ne de gazeteciler kabul eder. Zaten böyle bir bulguya sahip bir araştırma da yok.

Haftada birkaç tartışmalı haber

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 11 Ekim 2022 tarihinde haftalık bir dezenformasyon bülteni yayımlamaya başladı. Bültene ilişkin olarak Anadolu Ajansı haberinde, “Her hafta pazartesi günü yayımlanacak bültende, kamuoyunda yayılan dezenformatif ve yalan haber içeriklerine dair doğru ve gerçek bilgilere yer veriliyor” deniliyordu.

Devletin resmi kurumunun haber doğrulama işine soyunmasının absürdlüğüne hiç girmeyeceğim. Bu işi bağımsız doğrulama kuruluşları yapmalı, yapıyorlar da zaten. 

İlk bültene göre, 1-8 Ekim 2022 tarihlerinde yalan olduğu söylenen sadece 4 haber var. Bu haberlerden ilki İHA haberi ve “Tarihi camiye PVC pencere taktılar” başlığını taşıyor. Haber İletişim Başkanlığı bülteninde yalanlanınca İHA bir haber daha yaptı ve haberinin arkasında durdu. İHA’nın ikinci haberinin spotunda şu ifadeler yer alıyordu: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın ilk defa kamuoyuna duyurduğu haftalık, yalan haber raporu bir fiyasko ile başladı.”

9-16 Ekim tarihlerini kapsayan ikinci bültende, Bartın Amasra maden faciasına ilişkin olarak, “Sayıştay raporları dikkate alınmadı” iddiası da yalanlanmıştı. Ancak 14 Ekim’de meydana gelen grizu patlamasının üzerinden tam 13 gün geçtikten sonra 27 Ekim’de Amasra Cumhuriyet Başsavcılığı, müessese müdürü de dahil 25 şüphelinin gözaltına alınması talimatını verdi. Demek ki, yalanlanan ihmal iddiası aslında yalan değildi ve sorgulama devam ediyordu. Yine aynı bültende yer alan, “Tunceli’de beş adet portatif tuvalet için resmi açılış düzenlendi” haberi de yalanlanmıştı. Yalanlanan bu haberdeki bilgilerin doğru olduğunu medya ombudsmanı Faruk Bildirici kanıtlarıyla ortaya koydu.

Dezenformasyon yasası adını verdikleri yasaya kılıf

Tekrar ana konuya dönersek, Reuters Enstitüsü’nün 2018 tarihli araştırması özellikle 2021 yılından itibaren sık sık anılmaya başlandı. Örneğin 26 Aralık 2021 tarihinde İletişim Başkanı Fahrettin Altun, İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada 2018 tarihli Reuters Enstitüsü raporuna atıf yaparak şunları söylemişti: “Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü 2018’de yaptığı araştırmada, Türkiye’nin yalan habere muhatap olma noktasında dünyadaki birinci ülke olduğunu tespit etmiştir. Bu rapora göre 100 haberden 50’si yalan.”

Aynı iddiayı Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Cavit Erkılınç da dile getirdi. Erkılınç, 3 Ekim 2022 tarihinde Çanakkale’de düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, güvenilir araştırmaların sahte habere en çok maruz kalan ülkeler sıralamasında Türkiye’yi ilk sırada gösterdiğini, sosyal medyada paylaşılan her 100 haberden 50’sinin yalan olduğunun görüldüğünü ifade etti.

Bütün bu iddialara karşın, Reuters Enstitüsü araştırmasının Türkiye’de üretilen haberlerin yarısının yalan olduğunu söylemediğini, anket verilerinden haber içeriğine dair böyle bir sonuç çıkarılmasının imkânsız olduğunu; bütün bunların bilinmesine rağmen bu yanlış yoruma sarılınmasının gerçek anlamda bir dezenformasyon olduğunu vurgulamam gerekir. “Dezenformasyona karşı mücadele veriyoruz” diyenlerin kendilerinin dezenformasyondan uzak durmaları beklenir. 

Kaynak: NewsLabTurkey